Bu seneki YAP için yazdığımız proposaldı, sonuçlar ise şurada.
İçinde bulunduğumuz yeni çağ, aktif politik öznelerin bireysel alanlarını kurdukları bir zaman dilimi. Ve bu zaman diliminin içinde zamansız kurgu paylaşımları yaşanıyor. Kesişen kurgular evrenin kendi ekonomisini oluşturuyor ve bu ekonomi bir kısır döngü gibi gözükse de aslında devinimini tamamlıyor.
Kentler de bu devinim içerisinde bir fabrika ürünüymüşçesine şekilleniyor. Aktif politik özneler kente katılmaya devam ettikçe, yeni kriz noktaları da artarak beliriyor. Bu kriz noktaları kimi zaman bir kentsel müdahalenin şuursuzluğunda vuku buluyor, kimi zaman ise doğal sınırlarına dayanmış bir kentin artık kendi sınırlarını yaratma gayretinde. Bugüne dek bu krizler geleneksel iktidar yöntemleri tarafından yönlendiriliyordu, ki zaten krizlerin nedeni de çoğunlukla söz konusu yöntemler idi.
Bugün artık bu kriz noktalarını geleneksel iktidar yöntemleri üzerinden konuşmak manasızlaşıyor. Çünkü artık kentsel pozisyonlar özneleşen iktidarlarla ilerliyor, yani klasik iktidar tanımı değişiyor. İktidarı, görünen iktidar olarak değil, öznelerin birleşimleri olarak yorumlamak gerekiyor. Bir başka ifade ile, geleneksel iktidarın kamusallık üzerindeki gücü noktasallaşıp, parça parça dağılmış halde ilerliyor. Panoptik bir iktidar paradoksu ile her kentsel öğe kendi iktidar alanını yaratabiliyor ve mikro iktidarlar olarak tanımlayabileceğimiz bu ortaya çıkışların izlenebilirliği, takip edilebilirliği artış gösteriyor. Mikro iktidarlar da geleneksel iktidarlar gibi haleflerini yaratıyorlar ve böylece aktarılabilir söylemler içeriyorlar.
Demokrasiyi, azınlığın fikirlerini de dikkate almak yerine ‘çoğunluğun seçimi önemlidir’ şeklinde gören Türkiye’de ve diğer coğrafyalarda muhalif ses marjinal bir yorum olarak algılanıyor. Bu marjinallik algısı, azınlığın isteklerini çoğu zaman sebep düşündürtmeden değersiz gösteriyor. Bir diğer yandan, mikro iktidarların çatışmasına da açık hale gelen kentsel mücadelenin ideolojik sloganlar üzerinden yürütülmesi durumu oluşuyor. Bu durum, kente dair fikirleri konuşma, kente yeni sorular sorup onların cevabını alma sürecinin atlanmasına yol açıyor. Bunun sonucu da kent ile diyalogdan bilinçli olarak ya da farkında olmadan kaçmak oluyor.
