January 24, 2013
YAP - Young Architecture Program KOTUstudio | Proposal

Bu seneki YAP için yazdığımız proposaldı, sonuçlar ise şurada.

http://www.istanbulmodern.org/tr/basin/basin-bultenleri/yap-istanbul-modern-yeni-mimarlik-programinin-bes-finalisti-belli-oldu_1045.html


İçinde bulunduğumuz yeni çağ, aktif politik öznelerin bireysel alanlarını kurdukları bir zaman dilimi. Ve bu zaman diliminin içinde zamansız kurgu paylaşımları yaşanıyor. Kesişen kurgular evrenin kendi ekonomisini oluşturuyor ve bu ekonomi bir kısır döngü gibi gözükse de aslında devinimini tamamlıyor. 

Kentler de bu devinim içerisinde bir fabrika ürünüymüşçesine şekilleniyor. Aktif politik özneler kente katılmaya devam ettikçe, yeni kriz noktaları da artarak beliriyor. Bu kriz noktaları kimi zaman bir kentsel müdahalenin şuursuzluğunda vuku buluyor, kimi zaman ise doğal sınırlarına dayanmış bir kentin artık kendi sınırlarını yaratma gayretinde. Bugüne dek bu krizler geleneksel iktidar yöntemleri tarafından yönlendiriliyordu, ki zaten krizlerin nedeni de çoğunlukla söz konusu yöntemler idi.

Bugün artık bu kriz noktalarını geleneksel iktidar yöntemleri üzerinden konuşmak manasızlaşıyor. Çünkü artık kentsel pozisyonlar özneleşen iktidarlarla ilerliyor, yani klasik iktidar tanımı değişiyor. İktidarı, görünen iktidar olarak değil, öznelerin birleşimleri olarak yorumlamak gerekiyor. Bir başka ifade ile, geleneksel iktidarın kamusallık üzerindeki gücü noktasallaşıp, parça parça dağılmış halde ilerliyor. Panoptik bir iktidar paradoksu ile  her kentsel öğe kendi iktidar alanını yaratabiliyor ve mikro iktidarlar olarak tanımlayabileceğimiz bu ortaya çıkışların izlenebilirliği, takip edilebilirliği artış gösteriyor. Mikro iktidarlar da geleneksel iktidarlar gibi haleflerini yaratıyorlar ve böylece aktarılabilir söylemler içeriyorlar.

Demokrasiyi, azınlığın fikirlerini de dikkate almak yerine ‘çoğunluğun seçimi önemlidir’ şeklinde gören Türkiye’de ve diğer coğrafyalarda muhalif ses marjinal bir yorum olarak algılanıyor. Bu marjinallik algısı, azınlığın isteklerini çoğu zaman sebep düşündürtmeden değersiz gösteriyor. Bir diğer yandan, mikro iktidarların çatışmasına da açık hale gelen kentsel mücadelenin ideolojik sloganlar üzerinden yürütülmesi durumu oluşuyor. Bu durum, kente dair fikirleri konuşma, kente yeni sorular sorup onların cevabını alma sürecinin atlanmasına yol açıyor. Bunun sonucu da kent ile diyalogdan bilinçli olarak ya da farkında olmadan kaçmak oluyor. 

Read More

January 21, 2013

bugün Arkitera’da yayınlanan Taksim Projesinin instagramımdan görselleri

May 11, 2012
tomorrow will be a beautiful morning

 

 

Ilustration : Ece Gökalp

 

tomorrow will be a beautiful  morning

“However, this morning the sun was the most provacative situation by not to rise. It was obvious that today is going to be tough.”

 

Is there an architecture everyone takes part in leaving their egos behind?

Even if we notice it or not, architecture gets involved in the city and in our lives. It turns into a phenomenon that assumes power on us. Architecture and a considerable part of the architects embody a power, and create an egocentric atmosphere around us. It establishes its own rules, develops its own language. Architecture; a practice one can get through to first hand if (S)he needs, and not recognized by 90% who are not aware of their needs of it.

People in architecture as a profession see the outside world as a place that should be put in order because despite the precious exceptions, doctrines are communicated as ironclad rules. Thus the ego boosts, they forget for whom they design, to whom they serve and prevent the others from participating by excluding them. Is architecture really this sacred and untouchable?

As we build our own realities, this power is a result of a building process too, it is an illusion balloon that the architecture and architects always keep inflated with their breath. We can fit everything in this balloon and justify it.  Such as, the construction of the governments their eminence through architecture, someone’s crazy decisions about the environment , who lives the “spirit” of architecture or the romantic discussions after the demolished buildings… In fact, wouldn’t the architecture be better by participation and the common mind?

“I know the best” quote of architecture, decides how people should live and what they should do. However the city changes everytime, as people do. How accurate can be to approach to the city by rational hard science methods? But  this kind of methods are favourite hobbies of architects with small pens relative to their own size.

Read More

April 27, 2012
Ekol olmakla okul ayrımcılığı yapmak arasındaki sınır nerede?

1 şubat 2010, Yeni Mimar

http://www.yenimimar.com/index.php?action=displayQuestion&ID=54

“ Bir mimarlık okuluna girdiğinizde, oraya ait olmanın getirdiği bir kimliğiniz vardır. Aslında okul o kimliği vermez, ama biz o kimlikleri inşa ederiz. Bu kimliklerin Yıldızlı olmak, Taşkışlalı olmak, Mimar Sinanlı olmak gibi örnekleri var, daha da eskisi belki Teknik Üniversiteli olmak, Akademili, ODTÜlü olmak olabilir. 

Bu inşa ettiğimiz kimlikler, farkında olmadan mesleğe ve onun ortamına bakış açımızı belirliyor. Farklı “ekol”lerde yetiştirilen öğrenciler olarak hayatımıza devam ediyoruz. Ancak bu farklılaşma çoğu başka örnekte gördüğümüz gibi kimi zaman iyi sonuçlar doğurmayıp, okul faşizmine kayabiliyor. Kendi okul dünyamızın dışına çıkmanın bazen gereksiz, bazek korkutucu olduğunu ya da bizim zaten onlara ihtiyacımız olmadığını düşünebiliyoruz. Lakin geçmişten günümüze bu anlayış tarzının yavaş yavaş kırıldığını görüyoruz. Bu noktada bu kırılma noktalarını, takip ettiğim veya parçası olduğum bir etkinlikle örneklendirebilirim. 

Read More

March 25, 2012
dünyalar kurmak değil, var olana dokunmak

Amateur Architecture Studio, Pritzker aldı. Ben de iki sene önce Berlin’de bir sergiye gidip gördüklerimi XXI’de paylaşmıştım, tekrar okuyunca eksikleri görüyorum tabi, güncellenmesi gereken bir görüş ama burda durmasında fayda var.

“Kırılmamak için bükül,

Düz olmak için eğril,
Dolmak için boşal,
Parçalan ki yenilen…”

*Tao Te Ching 22; Waley, The Way and Its Power, s.171

Berlin’de bulunan DAZ (Alman Mimarlık Merkezi) yeni bir sergiye ev sahipliği yapmakta , M8 in China. Alman mimarlık müzesi koordinatörü bilmemne bilmemne küratörlüğünde açılmış olan sergide, günümüz çin mimarlığı’ndan sekiz ofisin çalışmaları bulunuyor.

Sergi için seçilmiş ofisler küçük ölçekli, bağımsız ofisler. Çoğu yurtdışında, özellikle ABD’de eğitim görmüş mimarlardan oluşuyor. El işçiliği ile yerel malzemenin güncel tasarımda harmanlandığı bu projelerin geneli küçük ölçekli kamusal nitelikteki çalışmalar. Aslında sergi projelerin kendilerinden ve hatta sahiplerinden çok düşündürttükleriyle dikkat çekiyor. Bir yanda modern mimaride hayli yol kattetmiş , deneyimli Almanya ve ancak 1994’de özel mimarlık ofislerinin açılmasına izin verilen, mahmurluğunu üzerinden atmaya çalışan Çin. Bu iki mimarlık pratiğinin ortak buluşma noktasını oluşturan bu sergide Çin’de bir modernizm inşaasından çok modernizm harmanını daha etkin görüyoruz. Bu aslında Çin toplumunun kökenlerinden beri gelen bir durum, eski metinleri de bir dünya yaratmaktan değil, varolan bir dünyayı organize etmekten bahseder. Sergideki projelerde bunu doğrular nitelikte.

Çin’in 1980’de global ekonomiye açılmasıyla beraber, mimarlık pazarında yükselen artışı halen dünya mimarlık ortamındaki yerini koruyor. 1980 sonrası yönetimin getirdiği 10.000’in üzerinde tasarım enstitüsü her biri 1500 civarında çalışanıyla ülkenin içerisindeki mimarlık pratiğini yürütmekteydi ve halen devam etmekteler.

Daha sonra 1994’de, özel mimarlık ofislerinin açılmasına verilen izinle yeni bir dönem başlar. Bireysel tasarımların önü açılır ve böylece genç ofisler büyümeye başlar. Tasarım enstitüleri, artık daha çok projelerin gerçekleşmesinde rol almakta. Çin değişken sosyo ekonomik yapısı, sınır tanımayan artan nüfusu ve seri bir şekilde ilerleyen kentleşme projelerinden dolayı, projelerin inşaaları da hızlı bir şekilde ilerliyor.

Sergide bulunan sekiz ofisin ortak özelliği, geleneğin üzerine inşa ettikleri mimari stiller. Projelerde oldukça samimi bir deneyim birikiminin varlığı hissediliyor. Bunun izlerini; mekansal yaklaşımlarında ya da kullandıkları malzemede görebiliyoruz.

Amateur Architecture Studio’nun, Ningbo Tarih Müzesi bunu doğrular nitelikteki projelerden. Binanın cephesinde cephesinde yıkılmış hissi uyandıran kolajvari görünüm, gerçekten yıkılmış binalardan toplanan farklı tuğlalardan oluşturulmuş.Bu “kalıntı cephe” seçimi -kalıntılarla oluşturulmuş cephe ve malzemeyi geri dönüştürme fikri-, binaya tarihsel bir patina katma düşüncesinden hareketle bir anlamda da yıkımın eleştirisini yapmakta. 1998 yılında kurulan Amateur Architecture Studio; Wang Shu ve Lu Wenyu’dan oluşmakta, eğitimlerini Çin’de tamamlamış olan mimarlar; 2006 yılında Venedik Bienali için binlerce çatı parçasından yaptıkları enstalasyonla biliniyorlar.

Yaptıkları işler ne kadar naif dursa da, çıkış noktaları ve sonuç ürünleri bu tavrın naiflikten çok, bilinçli olarak yapılan eğreltilemelerden meydana geldiğini gösteriyor.

Read More